


Belki de dünyanın en güzel aşk şarkılarının söz yazarı, bestecisi ve icracısı Jacques Brel’in kadınlar hakkında, bazılarının Ortaçağ’dan kalmakla suçladığı fikirleri vardır. Brel’in görüşlerini özetlediğini sandığım bir bölümü kelimesi kelimesine olmasa da siz sevgili urbler için çevirdim. Alıntıdaki klasik göçebe/yerleşik ayrımını çok önemsediğimi ve ana fikri Brel’le aynı ifadelerle olmasa bile genelinde makul bulduğumu belirteyim. Jacques Brel’in kızı ise babasının kadın düşmanı olmadığını, aslında kadınlardan inanılmaz korktuğu için böyle konuştuğunu ifade ediyor. Peki kadınlardan bir ihtimale göre nefret eden, diğer ihtimale göre onlardan korkan Brel, aynı zamanda nasıl dünyanın en güzel aşk şarkılarının sahibiydi? Sanırım bu sorunun yanıtını verebilen, şu gizemli kadın erkek ilişkisi mevzunda bazı hakikatlere varmış kabul edilebilir.
"Erkeğin göçebe olduğuna inanıyorum. Gezip, dolaşmak, önündeki tepenin ardında ne olduğunu keşfetmek için yaratılmıştır. Erkekten bahsediyorum, gerçek anlamıyla erkekten. Ve sanırım, kadın, erkeği tam anlamiyla durduruyor. Erkek, kadının yanında biran duraklıyor. O duraklayınca, kadın ondan çocuk istiyor. Zaten, dünyadaki tüm kadınlar çocuk ister; bunu anlıyorum da. Sonra çocuk yapılır. Erkek iyi niyetlidir ama kadına göre inanılmaz hesapsız kitapsızdır. Kadınların zalim olduğunu söylemiyorum, sadece erkeklerin aptal olduğunu söylüyorum. Ve erkek, çocuğun yanında kalır. Çocuğun üzerinde yatabilmesi için yumuşak bir şeyler gerekir. Erkek gider bir şeyler toplar getirir. Bir gün yağmur yağar. O vakit, bir dam inşa etmek için çer çöp toplar. Daha sonra rüzgârdan korunmak için duvarlar örer. Sonra, sonra da o kulübede kalır... Ama erkek göçebedir ve normal bir erkek tüm hayatı boyunca çekip gitmeyi düşler. Çeşit çeşit maceraya koşma hayali kurar hem de isterse adam kırk yıllık devlet memuru olsun. Bazen akşamları onu kendini biraz rahatlatmak için, “Ben aslında pilot olmak istiyordum” gibi şeyler söylerken görürsünüz. Bütün erkekler bir şeyler yapmak ister. Ve erkekler hayallerini gerçekleştiremedikleri ölçüde mutsuzdurlar. Kadının ise bir tek düşü vardır, o da adamı elinde tutmak. Kadınlar zalim değildir, hayır, kadınlar düşmanımızdır."
"makul bulduğumu belirteyim"
demeseydin, bu yazıyı yorumsuz yayınladığını düşünecektim. Fakat görüyorum ki kabullenilmiş, sineye çekilmiş, benimsenmiş; zira ardından "makul" kelimesiyle beraber izah edilmiş.
Ne dünyadaki tüm kadınların çocuk istemesi, ne de tüm erkeklerin yerleşik olmayan yaşam biçimine özlemi olduğu savlarına katılmıyorum.
"Tüm erkekler" "Tüm kadınlar" "Tüm insanlar" "En sevdiğin" "En güzel" "En çirkin" "Herkes" "Hep yapıyorsun!" "En .."
Çok genel şeyler bunlar. Çoğu zaman kapalı yaklaşımlara işaret ediyor.
Erkeklerin de
kadınların da "beğenileri" ve "beklentileri" var... Bence erkek ve kadının beğenilerinin örtüştüğü noktada beklentileri; beklentilerinin örtüştüğü noktada da beğenleri uyuşmuyor...
Bana kalırsa, kadın yazıda anlatıldığı gibi erkeğe göre biraz daha sahiplenmeci... Beğendiği erkeği biraz fazla beklentileriyle sarmalıyor... Bununla birlikte erkek daha az bağlayıcı... Kendi bağlılık güdüsü tatmin olduktan sonra, artık buna önem vermemeye başlıyor...
Dolayısıyla -dışarıdan- kadınların erkeklere karşı tavrı daha istikrarlı bir görünüm sergilemekte...
Tabii ki bunlar şahsi görüşler ve tabii ki bunlar "hepsi" "tümü" ve "herzaman" kelimeleriyle koşullandırılmadı... Sadece görüş...
"-Şimdi de kadın-erkek ayrımcılığına mı dadandın?...
-Burada ayrımcılık değil bazı tespitlerin ele alınması sözkonusu...
-Aman da aman... Ne laflar da bilirmiş...
-Bi git yaa..."
Kadınlar Düşmanımızdır
yakalım?
Konuyla
ilgili bazi eklemeler de yapilabilir. Brel'in 20 yasina kadar cok yogun bir Katolik egitiminden gectigi, bunun kadinlara bakisini ister istemez etkiledigi de iddia edilir. Bir de sarkilarindaki kadinlar Brel'i hep aldatir, ya da terk eder. Oysa gercek hayatta tam tersi vuku bulmustur. Ama yine ayni Brel unlu Ne me quitte pas sarkisinda sevdigi kadina "Birak, kopeginin golgesi olayim" diye seslenecek kadar da kadin karsisinda egosunu bir koseye birakmakta bir sakinca gormemektedir. Dikkat cekmek istedigim tum bu karmasik ruh hali. Genelleme yapmadan acaba cogu erkek icin bu ruh hali gecerli midir diye sorulabilir mi?
gerçek olan artık
erkeklerin kadınlardan bekledikleri şeyler.Bir bebek gibi bağlanan sizsiniz.Ve kanatlarınızın altında kendimizi güçsüz hissetmemek için kaçan da biz.Asıl bizim hayallerimiz ,yapmak istediklerimiz var ama siz hep elinizin altında bir kadın olsun istediğiniz için geleceği düşünmeye başlarsınız.O zaman işin iç yüzü belli olur ve tasımızı tarağımızı toplar sizi hayallerinizle başbaşa bırakır kaçarız.Erkekler yerleşik bir hayatı sever,herşey düzenli olsun her an onu evde bekleyen bir kadın,sıcak bir yuva,sizi bekleyen sıcacık yemekler,gece de rahatlamak.İşte tüm hayatınız bununla sınırlı aslında değilse bile sadece kendiniz istersiniz gelişmeyi.Sevdiğiniz kadın birşeyler başarıyorsa hergün,kendini geliştiriyorsa korkarsınız.Ben öyle değilim diyen çok insan tanıdım.Hepsi de aynı çıktı.Biz sizi kısıtlamayız siz asıl bizi kafese sokarsınız flört etme aşamasında bile.Erkeksiniz ya! te Allahım...
-niz
ve hatta -siniz...?...
Üstüne "..te Allahım!"lar...
Muhtemel yaralarınız için üzüldüm, ama "biz" sorumlu değil"iz"...
"-Peki bu alınganlık ve gereksiz savunmacı tutum nedendir?...Ha?...
-Gereksiz felan değil... Sadece anlamsız genellemelere maruz kalmayı sevmem...
-O da parmağıyla seni göstermiş değil zaten... Gocunmuşun resmen...
-Sen bunu anlayabilmenin birkısım uzağında kalmışsın... O nedenle muhattabım değilsin...."
ne
guzel demis
...
düşmanımın düşmanı dostumdur(?)
bu kadar basit mi
erkek ve kadın ... herkes bir takım kategorizasyon yapıyor, kalıba sokuyor. acaba bu kadar basit yaratıklar mıyız? çok kompleks de olay biz mi çözemedik?
kimse kendini bile tanımadan başkasını tanımlıyor. başkalarının aşkıyla başlamalı hayatımız. başkalarının düşünceleriyle değil
hamiş: düşmanımın düşmanının düşmanı düşmanımdır
brel
brel inanılmaz bir müzisyen olmasına rağmen, ulaşılabilecek bir çok noktaya vardıktan sonra bile, o içinde ki; çirkinliğinden kaynaklı(bence çok yakışıklı bir belçikalıdır, hele de olimpia konserinde "ne me quittes pas" ağlayarak söylediği o bölümde.) ancak onun en büyük zaafı babamdır sözü önemlidir. fırıncı bir katolik olmaktansa, dinsiz bir müzisyen ve sinema sanatçısı olmayı tercih etmiştir.
brel frenc dünyasının yetiştirdiği en iyi müzisyenlerin başında gelir. insansı müziği, her daim farklı algılanabilme yetisi, bunlarla birlikte, brelin kadın sevgisi, kadın nefretinden besleniyordu. bunun kabul etmek gerek, ancak garipsememeli, başka türlü bir san'at egosu tatmin olamazdı. bu arada kadınların erkekleri ellerinde tutma inadı halen yok mu sanki.
Brel
cirkinligi hakkinda cok konusmustur aslinda. Bir gun cirkin oldugum icin bugun Brel'im demis, baska bir gun, "Keske bir gunlugune yakisikli olsaydim, aptal ama yakisikli" diye soylenmistir. Galiba, Brel'in ozelligi surekli ayni temalarin uc noktalari arasinda seyahat etmesinde.
eet
bu arada çok nadiren görülür brel tanıyanlar hatta sevenler, özellikle türkiye de, şaşırdım, sevindim...
bu arada onda ki bu kompleksin ana nedeni aslında, çocukluk aşkının ona yaptıklarıdır. ondan sonra toparlamak zaten ne mümkün, bir de bohem dönemin hemen ardında. (ama bir seferinde de "loren olmasa ben bu denli yalnızlaşamaz ve üretmezdim "demiştir, her yıkım yeni ve güzel şeyler getirir...
Aksine
Turkiye'de bir hayli tanindigi kanisindayim. Ama cok derinlemesine degil, bir isim olarak genelde. Mario Levi'nin galiba cok da iyi olmayan bir kitabi bile var Brel uzerine. Yikimin, Jacques Brel'in eserleri acisindan yeni ve guzel seyler getirdigi ortada. Mathilde sarkisi bile yeterli. Bir kadindan nefret etmek ve bir yandan da ondan kopamamak herhalde daha guzel anlatilamazdi.
ki
önemli olan aslında esin kaynağı olduğu müzisyenler, cohen bile ben eskiden brel dinler ağlardım demiştir. brel coverı yapan fransız rock grupları louisse attaqui, noir desir, le moen, (aux suivants albümü de unutulmamalı) bunlar unutulmamalı, brel farklı bir adamdı. bu arada mathilde hakkında sözlerin doğrudur ama flemenkçe söylediği marieke şarkısı onun tam anlatıyor bence, tabii bayraklaşan beni bırakma, ne me quittes pas'ını unutmamak lazım
...
Bu kadar yorumun yanında belki yüzeysel kalır ama; Bir kadını sahiplenemeyen erkeğin kendi egoları için son çırpınışları gibi şu sözler.
iyi de
nie erkekler sahipleniyor, doğada aslında güçlü taraf sizsiniz, hep güç siz de diyerek bizi sömürdünüz, siz kavramsal düşünen tarafsınız sizin sahiplenmeniz lazım, bizim egolarımız sizinkilerin yanında çikolata sayılır.
...
Doğadaki güç kavramı kasların çokluğundan geçer beybim. Üzerinde durduğunuz güç ise bambaşka maceraların konusudur. Ego? Kendini aciz hisseden adamın egosunun yanında bizimki hiç kalır.
yapma beybi
biz insanlar iki ayağımızın üzerine kalkalı çok oldu, kasların işi, bir kaç devrim öncesinde kaldı, ikinci cihan harbinden beri kas bir boka yaramıyor. bambaşka mecralar demindesin ama işin aslı, sizin beyin kıvrımlarınızın arkasına saklanmak açıkçası doğaya hakeret, zaten tek bir hatası var, kadını bu denli, mükemmel yaratmak, adaletsiz yapmak, sizleri ve egolarını kavrayabilmek için açıkcası sizden daha çok çaba sarfetmemiz lazım...
bu arada brel hakkında biraz araştırma yaparsan egodan ve acıdan neyi kastettiğimizi biraz olsun anlarsın... (benim sık kullanılanlarımdadır her daim bu site)
bu arada siz kadınlar biz erkekleri ne sanıyor süpermen felan mı? basit yaratıklarız biz, sadece sizin üreme mekanizmanızda, olması gereken bir halka, o kadar...
...
Hiç düşündünüz mü beybim, neden kadınlar sıkı kalçalı erkeklere hasta kalır? (ve bunun gibi birçok örnek mevcut...) İki ayağımızın üzerine çıkalı çok olsa da içgüdülerimizden kurtulamadık sanırım. Her kadın kendini sahiplenebilecek erkek ister(çoğu zaman inkar etseler de), bunu başaramayan erkek milleti egolarının kurbanı olur.
Siteye göz gezdiririm...
o zaman
bu doğa, pek bir boka yaramayan iki cins yaratmış, bir boktan anlamıyor anlaşılan.
site güzeldir. beğenirseniz, çeşitli argümanlarda yollarım, nasılsa eskişehirdesin, yurdum, bağım, barınağım...
Brel de
bu sahiplenilme isteginin yarattigi kiskactan bahsetmiyor mu tam olarak? Sahiplenmeyi becerememek degil derdi, sahiplenilme istegi ile kacip gitme istegi arasinda kalmak daha ziyade. Cocuk ya da sicak ev hayati sevmedigini soyleyemeyiz. Oyle olsa kizi Isabelle icin, Isabelle gulunce, hic bir sey artik hareket etmez diye bir sarki sozu yazabilir miydi?
...
Brel'i tanıdığım söylenemez boşuna konuşmak istemem. Fakat yukarıda okuduklarımdan çıkardığım bir kaç şey var. Bu da onun bir kadını nasıl sahiplenmesi gerektiğini bilmediğini gösteriyor bana. Çocukmuş, sıcak yuvarmış bunlar sahiplenmek kelimesine yüklediğim manalar değil beybim. Sahiplenmek kadına hayatında var olduğunu hissettirmektir kanımca. Kadın hayatında bir erkeğin varlığını hissederse o bahsedilen oyunlarla falan uğraşmaz. Beyininin kıvrımlarındaki nöron akışına karşı koymasını bilir, adabıyla aşkın da ilişkisini de yaşar. Bunu yaşatamayan erkek bir yerden sonra kadının oyunlarının kurbanı olur, onu düşman bilir. Marifet kadının içindeki canavarı çıkarabilmekte. :)
Kaldi
ki konu Brel'den cok, onun sozlerinden yola cikarak kadin erkek iliskisi uzerine kafa yormak. Sahiplenilmekten ne anladiginizi belirtirseniz bu kutsal vazifede bir adim daha atabiliriz. Taktir edersiniz ki, her yere cekilebilecek bir kavram netice itibariyle. Erkek ne yapmali ki kadin hayatinda erkegin varligini hissetsin.
ynt: Kaldi
[quote=kuklaci] Erkek ne yapmali ki kadin hayatinda erkegin varligini hissetsin. [/quote]
Erkek sabah hazırladığı tek şekerli sade kahve ile banyonun kapısında kadının duştan çıkmasını bekler ve kahveyi ikram eder ise kadına sahiplendiğini hissettirebilir?
Yok böyle somut davranışlar beybim. Bir erkek varlığını nasıl hissettirmelidir sorusunun cevabı ne benim harcım ne de başkasının. İlişki bir süreçtir ve o ilerleyiş içerisinde erkek de kadın da süreç değişkenlerine göre kararlarını verir ve ona göre hareket eder. İşte bu noktada verilen kararların sonuca ulaşabilmesi bir insanın diğerinin hayatındaki varlığının kanıtıdır. Erkek olsun kadın olsun bu böyledir. Şu soru geliyor aklıma, kadın da erkeği sahiplenir mi? Kesinlikle evet! Ama kadın ile erkek arasında basit bir fark vardır. Kadın bir erkeği nasıl sahiplemnesi gerektiğini bilir. Eğer bir kadın var ise hayatınızda onun dokunuşları herkes tarafından açıkça görülebilir.
Ne kadar açıklayabildim şüpheli ama şu şekilde özetleyebilirim; Sahiplenmeyi genel geçer tavırlar çerçevesi içerisine hapsetmemek lazım, hissetmek sahiplenmektir.
O basit
fark diye nitelediginiz durum zaten karisikligi yaratan. Sizce neden her kadin erkegi nasil sahiplenmesi gerektigini bilir? Supheliyim dogrusu, hayatimdaki bir kadinin dokunuslarini herkesin acikca gordugunden.
...
Zor sorular soruyorsunuz beybim. Soyut olanları somutlaştırmamı istiyorsunuz. Şimdi kadın erkek arasındaki farktan mı dalayım yani?
Örneğin; Bir odaya girdiğinizde orada bir kadın mı yoksa bir erkek mi yaşıyor kolayca anlayabiliyorsunuzdur? Ya da bir yemek hazırlamaya kalkıştığınızda yemeği mutfakta bırakılan izlerden bir kadın mı yaptı yoksa erkek mi bellidir. Neden?(Bu sorunun cevabını bile vermek istemiyorum çünkü genellemeye ve tutarsız sonuçlara doğru kayıyor mevzu, neyse...) Kadın çoğu zaman satranç oynar gibi geleceği görür. Ona göre hareket eder. Bir sonraki hamlesinin ne olacağını istemsiz olarak tayin ettikten sonra hamlesini yapar. Fakat erkek(yine genellemek zorunda kalıyorum) akışına bırakır, ve bir süre sonra sıkılır, uğraşmaz. Ama kadın için sahiplenmek iğne oyası gibidir, uğraş ister üzerinde düşünür, kadın bir erkeğe bir kelime etmeden önce düşünür, düşünür ve onu tanır. Tanıdıkça nerede yarası var görür onu oradan sarar. Tanıdıkça nasıl sahiplenmesi gerektiğini öğrenir, çoğu erkek eteğinin boyuna karışmayı sahiplenmek sanar, fark burada. Falan fıstık işte... Sahiplenmek, 3. bir şahıs tarafından yorumlanacak bir mevzu değildir. :)
Tükeniyorum haberiniz olsun...
Madem
sahiplenilmek ucuncu bir sahis tarafindan yorumlanacak bir mevzu degil, biz de bosuna ugrasmayalim gecenin bu saatinde buralarda, siz de tukenmezsiniz boylece. Ictenlik ve iyi niyetle tartismaya katildiginiz icin tesekkur ederim. Daha uzerinde tartisilacak cok sey olan bir konu. Ama belirli bir cozume varma hedefi olmadan. Cunku kimse daha bunlarin yanitini bulamadi, ucuz roman yazarlari disinda. Ve tabidir ki etek boy zabitaligi sahiplenme kapsaminda degerlendirilemez. En azindan bu konuda mutabikiz.
...
Kesinlikle. :)
...
[quote=ewwla]Bu kadar yorumun yanında belki yüzeysel kalır ama; Bir kadını sahiplenemeyen erkeğin kendi egoları için son çırpınışları gibi şu sözler.[/quote]
Bir kadını sahiplenemeyen ne demek? Normalde erkeğin sahiplenmek gibi bir takıntısı yoktur. Kendi işini görür ve gider. Sahibi olsa ne olacak? Bu sözler sahiplenilmek isteyen ama kimsenin sahip olmadığı bir kişinin çırpınışları olabilir mi?
...
Çok komik ve talihsiz demeçler bunlar.
...
Komik olabilmek için özen göstermiyorum ama komik olmayı sinir bozucu olmaya tercih ederim. Talihsiz demeç, üzerinde düşünülerek üretilmiş fikirleri çok basit bir cümlede açıklayabileceğini zannedenlerin sözleridir (benim nacizane fikrim).
...
Peki o zaman buyurun açıkların yaptığınız yorumu, bu tarz bir yargıya nerden vardınız? Hayır genelde böyle bir yaklaşımda bulunmam ama insanlar hakkında yapılan yüzeysel yorumların düşünülerek yapılmıştır bahanesi arkasına gizlenmesini saçma buluyorum. Merakla bekliyorum ilk yorumunuzdaki yargılara varmanızın sebeplerini.
...
Konu ''sahiplenmek'' ile ilgili değilken ''sahiplenemediği için böyle diyor işte'' gibi bir yorumla ortaya çıkmanız, sizin sahiplenme konusuna kafayı taktığınızın göstergesidir. İlk yorumumdaki yargılara buradan vardım.
...
Yanlış yollardan yargılara varıyorsunuz. Evet benim bağlantı kurabilme yeteneğim sınır tanımaz, bunu kabul edebilirim ya da ne alaka kanko demenizi? Açıkça ilk sorunuzu yanıtlıyorum; Olamaz. Şöyele ki şimdi ne gerği vardı bu kadar dialoğa baştan söyleseydiniz derseniz, olaya bağlayıcı bir şekilde yaklaşarak; yapılan yorumlardan kişilik çözümlemelerine uzanan yol hayli çetrefilli ve umut kırıcıdır, o nedenle bu kadar sığ yaklaşmayınız deyebilirim.
Tamam
ben yanlış anlamış olabilirim. Sadece aslında karmaşık olan insan duygularının basit tek bir kelimeye indirilerek ifade edilmesine karşıyım. Aynı tepkiyi sizin sözleriniz üstünde uygulayıp ne kadar sinir bozucu bir yaklaşım olduğunu göstermek istedim. Yorumlarımın kişiliğinizle bir ilgisi yoktu.
sahiplenmek
kadınlar kendilerine sığınabilecekleri bir sahip mi arıyolar
Güce sahip olmak veya onu yönetmek
temelde kadınlar ve erkeklerin arasındaki yaşamsal fark; bir tarafın gücü elinde tutmaya çalışması (erkek) diğer tarafın ise bu gücü yönetme isteğinde olması (kadın) değil midir?
Kadınlar sadece tehlikeli rakiplerimizdir .
ben...
erkek olabilir miyim farkında olmadan?
Bu fikirler hep kafamda vardı.
Ama hiç dile gelmemiştim. Çok güzel özetlemiş bence. Ben bu kadar güzel anlatamazdım.
Ben
casus olmak istiyorum. Arada haber de taşırım. Kazanmamalı hiç bir kimse.
e
doğru demiş.
bir kadına cocuk verdiğinizde,
onun yanında kalmak istediğiniz hissini onda uyandırmanız kuvvetle muhtemeldir. ama, içten içe gitmek isteğini de içinizde duyuyorsanız, bu sinsiliktir. asıl düşmanlık bu değil midir?
kendileri ile..
barışalı uzun yıllar oldu.
Seks
sonrası sigara barış çubuğudur netekim...
Zaten çocuğumuzu doğuracak bir rahim olmaktan başka
ne işe yararki kadın?
sadece
erkeklerin aptal olduğunu da söylüyor...
+
peki neden kadınlardan korkan yada nefret eden birisi bu kadar guzel aşk şiirleri yazar?
bu adam
erkekleri değilde sadece kendini anlatmış bence...
....
Kimse kimseye asla sahip olamaz. Bu mümkün değil, ne kadın erkeğe halkalar takarak ne erkek kadına bir yerini takarak sahip olabilirler birbirlerine. Kısa süreli duraklamalar vardır evet katılıyorum ama sadece erkek için değildir bu küçük molalar. Sadece erkek değildir özgür bir yabani at gibi dağ bayır dolanmak isteyen, yelelerini savurmak isteyen.
Kimse bir başkasının boyunduruğu altında olmaktan hoşlanmaz. Genellikle tabii bu yazdığım ve evet genelleme... Kadınların, erkekleri sığınacak liman gibi gördüğünü düşünen, onları zavallı aciz yaratıklarmış gibi gören fikri anlamam mümkün değil. Yok mu böyle düşünen kadın, var elbette ama bunu bir çok sebebe bağlayıp, konuyu dallandırıp budaklandırabiliriz. Misal ekonomik özgürlük, fiziksel gücün diğerine kıyasla az olması, toplumun bakış açısı vs. Bu gibi şartlanmalarla yetişen ve önce baba ocağı, sonra koca kucağı tarzında fikirlerle aşılanarak büyütülen, kişisel güvenini yitirmiş ya da yitirmek üzere olan, kendi ayakları üzerinde durmanın hazzını yaşayamamış küçük kadınlar muhakkak ki daha güçlü olan (ya da görünen) modeli, sığınak ya da tutunacak dal gibi görmeye başlayacaktır. Sahiplenilmek duygusu, kendi başına kaldığında vahşi hayvanlarca parçalanacağı öğretilmiş her canlının ihtiyaç duyduğu bir duygu olmalı...
Erkeklerin sahiplenilmek istemediği gibi bir sonuç da çıkmasın tüm bu tartışmalardan. Erkek de anne modeli arayabilirler hayatlarında kimi zaman, o sıcaklığa alışmış, o sahiplenmeye alışmış olanları yok mu? Var elbette ve de bu tip durumlar da diğerinde olduğu gibi tartışmaya açık.
Kadınların nihayi amacı çocuk doğurmaktır, bu içgüdüseldir diyenlere de şaşırıyorum. Bir erkeği tabir edildiği şekilde "kafeslemek", damızlık olarak kullanıp içgüdüsel ihtiyacı olan çocuk doğurma eylemini gerçekleştirmek için araçmış gibi görmek vs, bu gibi dertleri olan kadınların olması, tüm kadınların aynı minvalde yaşadığını ya da düşündüğünü ispatlamaz...
Tüm erkekler de göçebe değildir. Herkesin hayalleri var evet, herkes seçimlerinde pişmanlıklar yaşayabilir ve de gerçekleştiremedikleri hayalleri için hayıflanabilir. Fakat "Ben aslında pilot olmak istiyordum" diyen bir erkek, evlendiğinde ya da birine bağlandığında hayallerinden pat diye vazgeçiyorsa bu onun hatasıdır. Ya da bir kadın " Manken olacak kadındım, evlendim çocuk doğurdum. Benim ne işim var burada, bu adamla?" diyorsa bu da onun hatasıdır. Kim diyor ki birey olmaktan vazgeçin birisiyle birlikte olunca. Her iki cins de cins işte...
Neyse uzun lafın kısası kimse kimsenin düşmanı değildir, herkesin düşmanı kendi içinde...
Peki bu saydıklarında en çok hata gene kadınlarda değil mi?
Geleceğin toplumunu kadınlar oluşturur, yetiştirir. Kadına saygısı olmayan erkeği de, kendine saygısı olmayan kadını da anneler yetiştirir. Siz başta işinizi düzgün yapsanız bu dedikleriniz olur muydu? Ben oğullarına "Bu kızlarla gez, toz, tadına bak ama evleneceğin kız oğlan kız olsun." diye akıl veren anneler biliyorum çevremden. Kadınlar saygı görmeyi bekliyormuşmuşmuş. Kadınlar ne zaman saygı görecek biliyor musun?
Hakkettiklerinde.