

“History” İngilizce bir kelime olup Türkçe’ ye tam olarak “tarih” veya “hikaye” olarak çevrilir. Kelimenin köklerine indiğimizde, Türkçe karşılığı “onu, onun (erkek) “ anlamına gelen “His” ve yine Türkçe karşılığı “hikaye” anlamına gelen “story” dir. Yani “History” kelimesi “ his “ ve “ story “ kelimelerinin bir araya gelmesiyle oluşur.
“Erkeğin Hikayesi”
Bilinen tarih karşımıza bir tokat gibi çarparak çıkar “erkeğin hikayesiyle”. Bunu çeşitli şekillerde yorumlamak mümkün. Ama görünen en açık anlam, tarihin esasında erkeklerin tarihi olduğu ve tarihi yazanların ise esasında erkekler olduğudur. Peki bu sonuçla yola çıkarsak nelere ve nerelere varabiliriz?
“Zeus, Allah Baba, Entrikacı Osmanlı Saray Kadınlar”
Antropologlar, tarihin ilk çelişkisini insan ile doğa arasındaki çelişki olarak ifade ederler. İkincisi çelişki ise kadın ile erkek arasında ki çelişkidir. Kadın ile erkek arasındaki eşitsizlik ise doğal değil tarihsel kabul edilir. Yani eşitsizliğin gözle görülen, elle tutulan, sonradan meydana gelen sebepleri vardır. Bu eşitsizlik tarih sahnesinin bir bölümünde yok iken çeşitli nedenlerden dolayı bir başka bir bölümünde ortaya çıkmıştır. O halde tekrar bu eşitsizlik ortadan kaldırılabilir.
Erkekten yana olan bu eşitsizlik, üretim araçlarına erkeklerin sahip olması gibi tarihinde erkeklerin kaleminden yazılmasına neden olmuştur. Yada erkekler üretim araçlarına sahip oldukları için tarihi onlar yazmıştır. Erkek tarafından yazılan tarih yani “erkeğin hikayesi” aynı zamanda erkeğin hikayesinin belgesidir. Kutsal kitaplarda tanrının şekline, cinsiyetine ilişkin herhangi bir şey yazmazken, tanrı “Allah Baba” oluvermiştir. Ve “Baba” her zaman erkektir. “Zeus”ta erkektir. Çapkındır da…
Osmanlı tarihindeki kadınların rolü de genelde olumsuzdur. Bir tarafta harem içerisindeki kadınlar vardır, diğer tarafta padişah annesi ve eşleri vardır. Saray kadınlar..
Saray kadınları bilinen tarihe hep “entrikacı” olarak yansıtılmıştır. Kendi oğlunu tahtta görmek isteyen anne, çeşitli entrikalar çevirir. Taht entrikalarıdır bunlar. Devletin devamı için yada taht için kardeşini öldüren padişah suçlu yada hatalı değildir ama oğlunu tahtta görmek isteyen anne entrikacıdır. Yine bilinen bir Hürrem Sultan hikayesi vardır.
Peki ya o harem kadınları. Onlarcası zevki sefa içerisinde orada yaşar diye anlatılmıştır hep. Hatta ailelerin kızlarının hareme girmesi için müthiş bir çaba sarf ettiklerini yazar. Ama o onlarca kadının acılarını yazmaz.
“Aristo, Plato, Marx, Spencer, Einstein, Yaşar Kemal, Lenin, Bush…”
Üretim araçlarını elinde bulunduran erkek iktidarı bunun bir sonucu olarak toplumsal alanda da iktidardır. Bilim, felsefe, sanat, edebiyat, siyaseti spor… Bu liste bu şekilde uzar gider. Peki sadece erkekler mi vardır? Yani sadece erkek filozoflar, erkek iktisatçılar, sanatçılar, yazarlar, çizerler mi? Elbette hayır. Ama çok büyük bir kısmı erkektir. Tarihteki kadınlar ve kadınların bugüne yansıması erkek tarihinin ve erkeğin tarihini yazan kalemin gazabına uğramıştır. Tıpkı Zeus’u erkek olarak yaratıp erkek olarak yazan kalem gibi. Osmanlı saray kadınları entrikacıdır. Neye ve kime göre entrikacıdır? Bunun ölçütü nedir? Belki de kadınların kaleminden yazılsaydı bu kadınlar daha farklı algılanacak ve daha farklı yazılacaktı. O zaman Osmanlı annesinin gözü önünde iki oğlundan birisinin bir diğerini öldürmesi mübah sayılmayacak aksine bir katliam olarak ifade edilecekti. O zaman harem kadınlarının acıları da eklenecekti tarihin tozlu yapraklarına.
“Ortaçağ Avrupası ve Cadılar”
Üretim araçlarının ve üretim şekillerinin değişen niteliği beraberinde toplumsal değişimleri de getirir. Komünal toplumdan henüz köleci topluma geçiş toplumsal yaşamı değiştirdiği gibi, kadın ile erkek arasında ki eşitsizliğin niteliğini de değiştirmiştir. Fakat bu eşitsizlik özünde aynıdır. Ortaçağ Avrupası’nda egemen olan üretim biçimi feodalist üretim biçimiydi. Toplumsal hayatta buna uygun olarak şekillenmişti. Halk üç sınıfa bölünmüştü; esas olan, toprak sahipleri ve köylüler üçüncüsü yurttaşlardı. Bu üç sınıfta kadının rolü üretimdeki rolüne göre farklılıklar gösteriyordu. Bu dönemde Soylu kadınlar iyi bir eğitim görebiliyordu. Bu kadınlar genelde askerlerle ve şövalyelerle evli oluyorlardı ve askerle ile şövalyeler büyük bir oranda okuma yazma bilmezdi. Kadınlar özellikle Latince biliyorlardı ki bu onlar için çok önemliydi. Çünkü o dönemde ki bütün bilimsel yazılar Latince’ydi.
Bu dönemde tıp bilgisi kadınların elindeydi. Ve bu bilgiye sahip kadınlara büyücü gözüyle bakılıyordu. Kadınların sahip oldukları bu tıp bilgisi ve pratik sağlık bilgisi onlar için bir süre sonra lanete dönüşecekti. Bu dönemde binlerce hatta on binlerce kadın “cadı, şeytan” denilerek alevler arasında can verecekti. Bu “cadı” hikayesi öylesine tuttu ki peşinden gelen yıllarda inanılırlığını korudu. Bu hikaye bir şekilde içselleştirildi. Erkeğin keskin kalemi bunu yazıyordu çünkü. Peki ya kalemi kuşanan kadınlar olsaydı? On binlerce kadının diri diri yakılması bu kadar yıl tarihte “cadı” hikayesiyle yer edinmezdi herhalde. Belki de çok daha erken bir “katliam” olduğu tarihe kazınırdı. Kim bilir belki de o kadıların birer “cadı” değil de, aslında tanrı elçileri olduğu yazılırdı.
Ortaçağ Avrupası ile ilgili küçük bir ayrıntı;
11. ve 12. yüzyılda zorla evlendirilmekten ve kocadan kaçan kadınlar, babaları tarafından manastırlara kapatılırlardı. Dönemin manastırlarına bağlı okullarda rahibeler tarafından eğitim gören kadınlar çoğu alanda geniş bilgilerle donanabiliyorlardı. Dönemin manastırları ilk doğabilimsel ve felsefi araştırmaların sığınağı durumundaydılar ve bu dönem birçok bilim kadınları yetişti. Lakin bugüne ulaşan dönemin bilim kadınları, hatta o dönem böyle bilim kadınlarının varlığına ilişkin bilgiler dahi neredeyse hiç yoktur. Ya kadınlar yazsaydı bu tarihi? Sanırım gözden kaçırmaz sıkça değinirlerdi bu noktaya.
Sonsöz
Esasında buraya kadar yazılan; “History” kavramının nereden geldiğini biraz olsun açıklamak ve bir “Herstory” denemesine girişmekti. Çünkü şu çok açık bir gerçektir ki tarihe egemen olan erkek tarihi yazan kaleme de egemendir. O halde tarihi yazan kalemi erkeğin elinden alıp kadının eline verirsek mutlaka tarihin aktarımında farklılıklar olacaktır, belki de biraz daha eşitlikçi olacaktır.
Churchill
pisuarin onunde dogal ihtiyacini giderirken yanina Isci Partisi baskani gelince bir hisim fermuarini kapatmaya calismis. Ismini su anda hatirlayamadigim ve googlegillere bunun icin basvuramayacagim Isci Partisi baskani sahis, hayrola Churchill abi nedir acelen diye seslenice, siz iktidara gelince, uretim araclarini devletlestirecekmissiniz de diye her zamanki hazircevapliligi ile kih kih gulmeye baslar. Ana muhalefet lideri ise sadece uretken olanlari sayin Churchill, sadece uretken olanlari diyerek tarihe gecer.
Bu baglamda history, herstory hani bunun ilk sahibi de denebilir.
...
Bence çok başarılı bir makale olmuş. Bakmakla görmek arasındaki fark gibi, tarihi yazan erkek unsuru hiç aklıma gelmemişti benim...
cadılar
konusunda gerçekten çok yaratıcı buldum sizi, gerçekliğini asla kanıtlayamayacağınız bi konu da bu kadar iddalı olmak bi cicilik katmış size.
piena
gerçeliğini asla kanıtlayamayacağım noktanın tam olarak neresi olduğunu anlayamadım ?
cadılık
kavramını sadece tıptan ve bilimden az buçuk anlayan kadınların toplum tarafından böyle isimlendirmesi tribinizden bahsediyorum..
belki dediğiniz gibidir, ama belki de cadılar gerçekten vardı/r, bilebilir misiniz?
yahu
harem kadınlarının çektiği acılar madem hiç kayıtlara geçmemiş, nasıl oldu da siz bundan haberdar oldunuz?
haremle ilgili..
..konuşup daldan dala atlamak istemem fakat "harem" hala bu ülkedeki tarihçiler ve sosyal bilimciler için bir paradokstur. Bu noktada çok basit bir açılımla herşey yürür.. Hareme giden kadınlar evet gayet lüks bir hayat yaşarlar.. Ama şu da varki; onlar henüz gencecik kadınlar.. 60lık padişahın koynuna girmek için günlerce sıra bekleyeceğine, yaşıtı bir insanla mutlu yada mutsuz bir evlilik/aşk yaşayabilir.. Şöylede düşünebiliriz, töre için 80lik köy ağasına satılan 16 yaşında genç bir kız. Çokta farklı birşey değil.
Lakin bana kalırsa mesele çok daha farklıdır. Erkeğin tahtta oturması ve istediği gibi ülkenin dört bir yanından en güzel kadınları "yamacına" alması, onlarla istediği gibi cinsel birliktelikler kurup emrinde çalıştırması çok daha başka şeyler anlatmalı..
vay
babam, 60lık padişah ha?
ilginç
daha gençte olabilir
bu neyi değiştirir ki..? Biçime değil de birazda öz'e bakmakta fayda var diye düşünüyorum..
bende
"yanıtla" kullanmakta fayda var diye düşünüyorum...
yeni olmama ver
diye düşünüyorum..
hoşgeldiniz
..
çomak
hani alegori hoş , kurgu "eh işte";lakin dili saptırmayalım ve yanlış bilginin neresinden dönülse kardır diyerekten başta anlatılan 1 paragraflık yazının tamamen bir sallama örneği olduğunu sevgili okurlara bildirmeyi boynumun borcu bilirim.
"history" kelime kökeni olarak asla bir "he" barındırmaz. tam tersine fransızca ve dahi latince kökenlere dayanır. daha detaylı bilgi için çekinmeyin tıklayın efendim. Deneme yazma işi ciddiyet ister, bu ciddiyeti gösterin lütfen. Herşey dünya barışı için...
Bu bir sallama değil
sallama bir derleme için hoş bir tabirde değil. Bu bir derlemedir. Konuyla ilgili yapılan grup tartışmasının ürünüdür. Ama dikkatsiz davranmam, kavramla ilgili yeterli araştırmayı yapmamam benim hatamdır. Bunu kabul eder, özür dilerim.
Gelelim ikinci meseleye; burada konunun özü, tarih yazımı ve dil'deki cinsiyetçiliktir. Bu noktaya dikkat edilmesi ve bu noktada kafada soru işaretleri uyanması, yazının buraya aktarılmasının esas amacıdır.