

Sevgili Mualla,
Uzun zamandır sana bir şeyler yazmak için iyi sebeplerim olmasını bekliyordum. Günlük tırıvırılardan, bunalımlardan ziyade, güzel haberler verebilmeyi istedim hep. Nihayet beklenen gün geldi benim için. Yine de ilk olarak bir takım sıkıntılı anlardan da bahsetmeden geçemeyeceğim sanırım...
Önce, kısa bir şekilde tatili nasıl değerlendirdiğimi anlatayım sana. Okulun kapanması ve öğrencilerimle vedalaşmamdan sonraki zamanlarda, ilk olarak yeni okuluma(biliyorsun tayinim çıktı İstanbul'a) resmi olarak göreve başlamak üzere bir ziyarette bulundum. Okulu bulmak pek zor olmadı, çünkü Esenler ilçesinin de en tepesinde, tepe mevkii diye geçen yerde bulunuyor kendileri. Yöreye Michael Jackson gelmiş gibi davranan bilimum insan engelini aştıktan sonra ki buna uzun ve debdebeli bir dolmuş yolculuğu da dahil, annemle birlikte okula ulaşabildik. Okulun yokuşunu tırmanırken, evet resmen tırmandık, tuhaf bakışlarla yeniden muhatap olmak zorunda kalmamız, bizi biraz demoralize ettiyse de, en azından okul çalışanlarının bizleri böyle tuhaf bakışlarla karşılamayacak olmalarını ümit ederek, bahçeden içeri adımımızı attık.
Anasınıfına kayıt yaptırmış ve okuldan çıkmak üzere olan veliler, bizleri gördüklerinde, içeride bir şeylerini unutmuş gibi yaparak, geri girdiler okula. Neyse... İkinci kattaki idare odalarını bulmak ve bundan sonra en az iki sene birlikte çalışacağım insanlarla tanışmak için okulu adımlamaya devam ederken içimi bir sıkıntı basmasını hayra yormak için boşuna çabaladığımı, okul müdürü ile tanışınca anladım. Bir lafı on kere tekrar eden, kendi bildiği doğrudan şaşmayan ve karşısındakini dinlemeyen tavrını görünce, bir on dakika tahammülden sonra, kendimi direkt olarak okulun öğretmen tuvaletine atmamla, ağlamaya başlamam bir oldu. Kızarmış burnumu ve yanaklarımı saklamak istediğimde, yanımdan ayırmadığım pudramın faydasını ilk defa anladım. Çünkü genellikle pek ihtiyaç olmuyordu. Her neyse, geri dönüp kalan işlemleri tamamlamak için içimde kalan son bir güç kırıntısını da yakalayıp, müdürün odasına döndüm. İşleri bitirip dışarı çıktığımızda, dünya üzerime yıkılır gibiydi. Annemin ilk sözü "olmadı istifa edersin kızım" oldu. Rahatladığımı söyleyemem...
Daha sonra eve döndük Mualla. Küçük birer çanta hazırlayıp, on günlük kısa tatilimiz için plan yaptık. Yapmam gereken bir kaç iş yüzünden, annem benden evvel gitti Ayvalık'a. BarışaRock'ta yapacağımız ikinci sergi/eylem için hazırladığım çalışmanın son detaylarını da hallettikten sonra, kız kardeşim ve eşi beni davet ettiler evlerine. Gittiğimde doğumgünüm için hazırlandıklarını tahmin ediyordum aslında ama yine de bazı küçük detaylar gerçekten sürpriz oldu. 33 yaşımdan gün almaya başladım Mualla. Vatana millete hayırlı olsun.
Ertesi gece Sarımsaklı'ya giden otobüse bindiğimde, kendimi bir önceki günden daha farklı hissetmiyordum. Oysa çok küçük bir çocukken, yaşlandıkça dünyayı daha farklı algılayacağımı düşünür, her şey için geç kalmış olacağımı içten içe hissedeceğimi zannederdim. Hiç de öyle olmuyor. Günler geçiyor ama sanki ben hiç yaşlanmıyorum.
Oralar yine aynı. Gün geçtikçe açık hava pazarı olma hacmini büyütüyor. Denizin de tadı kalmamış. Bir tek Ayvalık sokaklarında yaptığımız küçük çaplı fotoğraf gezisinden ve Deniziçi Kafe'de içtiğimiz biradan keyif aldığımı söyleyeyim sana. Yoksa dolunay zamanını bile yakaladık ama bir halt olmadı. O kalabalıkta insan dışarı adımını atmak istemiyor işte.
Üniversitede çok sevdiğim hocalarımın yaz okulunda olmaları sebebiyle, hem de sevgili arkadaşım rinascita ile eski günleri yadetmek adına, bir günlüğüne İzmir'e geçtim Mualla. Ne çok insan gördük o kısa zamanda. Neleri hatırladık. Buca'daki Heykel Pide'de, kıymalı pide bile yedik, eski günlerin hatrına. Okul çok değişmiş. Koridorlar, terkedilmiş bir hastaneyi anımsattı bana. Yine de kampüsün bahçesi hala aynı güzellikteydi. Rinascita, eski atölyemizdeki yeni öğrencileri, atamalar konusunda korkuttuğunda, hepimiz kahkahalarla güldük. Gülerken kendimizi belki de uzun zamandır ilk kez, yaşlanmış ya da büyümüş hissettik. Boya kokladık. Duvarlara dokunduk. O atölyede, hayaletlerimizin bile kalmadığını gördük... Buradan biz de geçmiştik dedik duvarlara dokunurken...
Bir iki eski arkadaşla görüştük Mualla. Oturup, yine yaşlıların yaptığı gibi, eski günleri andık. Evlilik fikrinin yanından bile geçmeyen arkadaşlarımızın, fırından taze çıkmış davetiyelerine baktık. Sonra da birbirimizin gözlerine. Gözler, ne olursa olsun değişmiyor, bunu farkettik bir kez daha.
Alsancak vakti geldiğinde, her şey kıvamındaydı. Bir kaç yere uğradık. Her uğradığımız yerde, eski arkadaşlarla karşılaşma olayları devam etti. Ha, bir de Hayalbaz'da, küçük çaplı bir stiker eylemi yaptık dört kişi. Gayet keyifliydi. Masamızı küçük bir kedi ziyaret etti. Adını rinascita hatırlar, onun kucağından inmedi çünkü.
Gecenin ilerleyen saatlerinde, önce Roulette, sonra Anikid katıldı bize. Güzel saatlerdi. Bu arada söyleyeyim, çok kral çocuklar bunlar. Daha evvel de, işi gücü bırakıp gelmişlerdi görüşmek için. Eski bir urb dedikleri robo-tech ile tanıştık(umarım doğru yazmışımdır). O da iyi birine benziyor. Bir ara bir küçük oyuncakla oynadılar bizim masadakiler, şu partilerde falan kullanılıyormuş, yoyo gibi bir şey. Çok uzak kalmışım böyle şeylerden, onu anladım.
Biliyorum, fazla uzadı Mualla ama anlatacak şeyler de birikmiş. Gerçi hepsi gündelik şeyler ama olsun, bir yerde anlatmak da insanı rahatlatıyor. O gece için, İzmirli canlara teşekkür ediyorum buradan. Ertesi gün, birlikte kahve içme aktivitesini gerçekleştiremediğimiz için de yeniden özür diliyorum. Sıcaktan ve halledilecek bir iki iş daha olmasından, bir türlü beceremedik yeniden buluşmayı.
Bu arada, ertesi gün, bir arkadaşımın "ancak askere giderken görebileceğim herhalde" diyerek hayıflandığım küçük delikanlı oğlu ile tanıştım. Dünya güzeli bir velet. Upuzun kirpikli mavi gözleri, esmer yüzünde kocaman kocaman ışıldıyordu. Üç yaşında olmasına rağmen konuşmak konusunda pek üşengeç bu oğlan. Ih, diyor, mıh diyor, derdini bir tek annesi anlıyordu. Ha ama gitar görünce "bak bu gitay" demesini biliyordu. İşine gelince konuşuyor puşt. Yerim.
Neyse, sonra rinascita'yı da kandırıp, yazlığa döndük birlikte. Soğuk suya girip girip, karnımız ağrıyacak, hasta olacağız dedik. Çok sigara içtik. Az alkol aldık. Bir kaç güzel gün daha ekleyip tatile, geçtiğimiz pazar gecesi, oraları da terkettik.
İstanbul'a vardığımda, sırtımdaki çanta, sanki iki kat ağırlaşmıştı. Oysa ki içindeki nesneler azalmıştı. Bunu hiç anlayamadım Mualla. Pazartesi günü, bir belgeyi imzalatmak için kaymakam peşinde koştum. Yurt dışı izinleri için böyle bir prosedür gerekiyormuş öğretmenlere. E bağlı olduğum ilçenin kaymakamı olmayınca ve oraya vekalet eden kaymakam da üç ilçeye birden bakıyor olunca da, o ağır sırt çantası sırtımda olmak üzere, bir ton yol tepmek zorunda kaldım. Nihayet imzayı alabildiğimdeyse, bitmiş durumdaydım.
Akşam beşbuçuk gibi kendimi İstiklal'e zor attığımda, çok yorulmuştum. Fakat o koşuşturmaca esnasında, son zamanların en muhteşem haberini almış olmamdan dolayı, yine de mutluydum. Oturup, eşi dostu aradım, en sevdiğim mekanda biramı yudumlarken(yudumlamak berbat bir kelime seçimi ama olsun varsın). Sabah saatlerinde hala olduğum haberi gelmişti. "Kızımız Feryal Ada, artık dünyada..." diyen bir mesajla. Canım kardeşim, biricik Ozim, baba olmuştu. Bebeğimiz biraz aceleci davrandığından, tam bir sürpriz olmuştu dünyaya o gün gelişi. O delilikle(ki hala olmak deli olmakla eş değermiş, anne olsam ne olur bilemiyorum), haberi olanı olmayanı aradım. Kimi sesleri duyduğumda, artık ne kadar farklı dünyalarda olduğumuzu, sevinçlerin paylaşımı meselesinden bir şeyler yitirildiğini anladım. Üzüldüm biraz ama sonra geçti.
Daha sonra aklımın ipleri bebek aradı. Önceden Taksim'de bekleyeceğimi söylemiştim. Beni tanıyabilmesi için ona verdiğim tarifi merak ediyorsan ona sor Mualla. Şimdi utanıyorum biraz. eheh. Geldi ve beni buldu. Keyifli bir kaç saat geçirdik. Çok tatlı bir insan. Süper gülüyor, gözlerinin içi gülenlerden o da. Çok mutlu oldum onu yüz yüze de tanımaktan.
Onu eve uğurladıktan sonra, güzel arkadaş, can insan, chi'yi beklemeye başladım. Onu beklerken yine bir sürü yere telefon açmışımdır. Artık fatura gelince göreceğiz neler başarmışım. Sonra geldi bizim hatun, ben telefonla ilgilenirken, beni tanıdı. Sarıldık öyle sokak ortasında. Sonra kalktık gittik Nevizade'ye, sözleştiğimiz gibi. Tesadüfen, ikimizin de oraya gittiğinde seçtiği iki mekandan birine oturduk. Başladık sohbet etmeye. O kadar derdimiz varmış ki paylaşacak, fotoğraf çekmeyi de unuttuk. Gerçi çok önemli değil. yine olacak nasıl olsa. Bir kaç zaman sonra, yine urb olan ikebana aradı chi'yi. Geldi katıldı bize. O da dert küpü, şu evlilik hikayeleri ve masraflardan bahseden arkadaş hani site üzerinde de. eheh. Onu da tanıdığıma sevindim.
Chi hatun, beni evinde misafir etti. Tatlı bir ev sahibi kendisi, çok öpüyorum onu tekrar. Çok yorgun olduğumuz için hemen uyuduk eve geçince. Ertesi sabah da erkenden evden ayrıldım, turist seçme sınavına katılmak için. Alman konsolosluğunda çalışan insanlar gerçekten kibarlar, ya da en azından benim rastladıklarım öyleydiler. İnsan kendini çok tuhaf hissediyor bu durumlarda ama. Yani, ıdısı dıdısı araştırılınca, her şeyi belgelemen istenince vs. Hele her zaman çok gülmüşümdür, o biyometrik fotoğraf hadisesi tam bir komedi. Yine kocaman kafalı bir fotoğraf çektirdim. Yine güldüm. Bu ne allasen? Ha evet, bu benim. ahaha.
Beşiktaş'tan Üsküdar'a vapurla geçerken, yüzüme vuran deniz havası ve o esinti yüzünden, neredeyse eriyordum. Yok böyle bir güzellik. Sonra Harem, o keşmekeş, sonra da nihayet evim.
İşte böyle Muallacığım. Hayat öyle ya da böyle sürüp gidiyor.
si yu leytır eleveytır.
omuz omuza not: canlarım benim.
ikinci not: hala demesin Ada bana, sadece bir "göki" yeter. yerim.
...
allah halalı büyütsün bebişi. Ne iyi ettik İzmir'e gitmekle. Ayvalık ise boğaz ağrım olmasaydı daha neşeli geçecekti herhalde. Boğazım ise muhteşem alsancak gecesinde oldu. İyi oldu amannnnn. keyfim kaçmasın. İşlerimizi halledip kahve içebilseydik anikid ve roulette ile süper olurdu. Ama olsun.
bu arada kedinin adı seyfo.
güzel günlük bide...
....
eheh, aylık oldu neredeyse ama olsun varsın. her şey güzeldi. valla çok iyi oldu bence de.
...
sarhoş olmamın sebepleri arasında bozuk karidesler ve pişmemiş patatesler olabilir.
....
kalamardı o bebek. ama bayattı bence de. demek ki neymiş? önce başka yerde yenecekmiş, o gün bunu öğrenmiş olduk.
...
bir de neymiş? kalamarla karidesi ayrıt edemeyecek hale gelmişim hahah.
feryal ada'nın doğduğu
ilk dakikalarda arananlar arasında olduğum için kendimi şanslı hissediyorum.
ve seni seviyorum yoldaÅŸ gerisini sen zaten biliyorsun.
....
gerisi iyilik güzellik zaten. canım benim.
bu arada
öğrenciler atanamayacak...ben acı gerçeklerden bahsetmiştim.
*
şu cümleyi çok sevdim çünkü bunu sıklıkla yaşar oldum. Sanırım bu, yaşla doğru orantılı değeri fazlalaşan bir cümle; "Kimi sesleri duyduğumda, artık ne kadar farklı dünyalarda olduğumuzu, sevinçlerin paylaşımı meselesinden bir şeyler yitirildiğini anladım. Üzüldüm biraz ama sonra geçti."
....
çok sık başımıza geliyor artık değil mi? ama geçiyor da, anlamaya başlıyorsun artık.
-
hoÅŸgelirsiniz demiÅŸtim, hoÅŸgeldiniz diyeyim.
....
teşekkürler teşekkürler.
...
benimkiler de ne hala diyorlar ne teyze.
ve evet çocukları puşt diye de sevmeli ara ara.
günlükte lafı geçen tüm mutlu, keyifli haberler adına da hayırlı olsun.
herşey yoluna girecek ve istanbul hep güzel tarafını gösterecek umarım pijamalı çekirdek...
sevgili mualla
okurken, hem hüzünlendim hem kıskandım hem de gülümsedim. ve de çok sevdim.
ada ne güzel bir isimdir, feryal ada'ya buradan hoşgeldin diyorum.
*
Okurken insanı hüzünlendiren günlüklerden. Dudağımın kenarında hafif bir tebessümle.
Åžans getirsin Feryal bebek.
....
minervanın kedisi, cahilperi, indigon; teşekkürler iyi dilekleriniz için.
yine bekleriz efendim, daha
yine bekleriz efendim, daha uzun sürelerde daha sık görüşmek dileğiyle
...
insan biraz uykusundan fedakarlık eder, bekler hıh.
yavruu, olamadı ya. birgün
yavruu, olamadı ya. birgün sana öğle yemeği ısmarlayayım. atla gel
....
olur o iÅŸ.
ben ÅŸey ehmm bir de hani
ben şey ehmm bir de hani foto çekmiştik ya, onlardan alayım mı pijamalım
....
boyutları küçülteyim, derhal bebek.
ah
eee, hmm, siz zaten istanbul'daydiniz? degildiniz demek.
....
3 yıl evvel İstanbul'daydım. şimdi yeniden işte.
...
duygu yüklü ve okuması zevkli bir yazıydı.
feryal bebeğe hoşgeldin diyor ayrıca elimdeki bi adet ozi'den ben de bebek istediğimi burdan duyurmak istiyorum. ehm kardeş ozan yani.
....
teşekkür ediyorum. ozi(oğuzhan) müthiş bir baba olacak, eminim bundan. acayip bir duygu gözümün önünde büyüyen, bebek olma halinden adam olma haline bürünen kardeşimin şimdi minicik bir bebeği kucağında, kokusunda büyütecek olması.
fazla duygusallaşılıyormuş hala olunca. ben bu hafta bunu öğrendim.
kız
halaya benzer derler, eğer size benzerse çok güzel olacağı kesin.
Uzun ömürlü olsun dilerim..
Yeni okulunuzda başarılar.. haydi bakalım, öyle kolay pes etmek yok değil mi hocam..:)
....
eheh, teşekkürler. yok pes etmek zaten, kendi kendime söz verdim, en azından İstanbul'daki evimi, huzurlu ve yaşanır bir yer kılacağım ki okul ve çevresinin negatif etkilerini kolay unutabileyim.
şimdilik elleri bana benziyor herkesin ortak fikrince, bakalım daha bin kez değişir Feryal Ada. vallahi bahtı güzel olsun lafının tam yeridir yaşlı teyze ağzı bile olsa.
bahtı güzel olsun halasının bi'tanesinin*. ehehe.
*delirdi.