

Osmanlı İmparatorluğu’nda kadın deyince Avrupalı sıradan bir kişinin kafasında iki tip kadın canlanıyordu. Birincisi ince peçeli, hafif oryantal ve darbuka sesini duyar duymaz göbek dansı yapmaya amade bir ‘hatun’; ikincisi kapkara bir çarşaf içinde gözleri bile görülemeyen bir ‘yaratık’. Bu ‘harem kadını’ ve ‘sokaktaki kadın’ görüntüleri neredeyse günümüzde bile [yakın bir örnek; time dergisinin avrupa baskısındaki kapak] Batı’da aynen geçerli.

Zekerin başına şırak şırak vurarak gele, şeklindeki Osmalı metinleri, bize erkeklik organının nereye kadar uzandığını açıklıyor. Tabii terminolojik olarak, namı üç kıtaya yayılan Osmanlı' nın sadece at üstünde ülkeler fethettiğini düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Bugün saray aleminin arka bahçelerinde dönen dolapların pek çoğunun cinsellikle ilişkisi olduğunu kestirebiliyoruz. Genlerimizde kıpraşan delikanlılık ruhunu atalarımızın malum konulara olan eğilimiyle açıklamak mümkün.