

Osmanlı İmparatorluğu’nda kadın deyince Avrupalı sıradan bir kişinin kafasında iki tip kadın canlanıyordu. Birincisi ince peçeli, hafif oryantal ve darbuka sesini duyar duymaz göbek dansı yapmaya amade bir ‘hatun’; ikincisi kapkara bir çarşaf içinde gözleri bile görülemeyen bir ‘yaratık’. Bu ‘harem kadını’ ve ‘sokaktaki kadın’ görüntüleri neredeyse günümüzde bile [yakın bir örnek; time dergisinin avrupa baskısındaki kapak] Batı’da aynen geçerli.